Gönderen Konu: Hayata Dair Hikayeler...!  (Okunma sayısı 20161 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #75 : 08 Şubat 2009, 23:33:31 »



''Farkinda" olmali insan... 

 
     Kendisinin, hayatin olaylarin, gidisatin farkinda olmali. Farki fark etmeli, fark ettigini de fark ettirmemeli bazen...bir damlacik sudan nasil yaratildigini fark etmeli. Anne karnina sigarken dünyaya neden sigmadigini ve en sonunda bir metre karelik yere nasil sigmak zorunda kalacagini Fark etmeli.henüz bebekken "dünya benim!"dercesine avuçlarinin simsiki kapali oldugunu, ölürken de ayni avuçlarin "her seyi birakip gidiyorum iste!" dercesine apaçik kaldigini fark etmeli.ve kefenin cebinin bulunmadigini fark etmeli. Azraillin her an sürpriz yapabilecegini, nasil yasarsa öyle ölecegini fark etmeli insan ve ölmeden evvel ölebilmeli. Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yani basindaki gülü fark etmeli. Dolabinda asili 25 gömleginin sadece üçünü giydigini ama arka sokaktaki komsusunun o begenilmeyen gömleklere muhtaç oldugunu fark etmeli. Ve bogazindan geçen her lokmada, düsünmeli ve sükretmeli hayata...

 Herkes elinde olmayanlarin hesabini degil, olanlarin kiynetini bilsin.Insan bakinca hayatindaki zorluklarin aslinda kocaman bir bos oldugunu anliyor.

Sizcede öyle degil mi ?



Cem ALOÐLU'ndan.. ;)
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #76 : 08 Şubat 2009, 23:38:25 »



ÇOCUK NE YAÞIYORSA ONU ÖÐRENÝR



Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;
 Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;
 Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;
 Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;
 Kendini suçlamayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;
 Sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;
 Kendine güven duymayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;
 Takdir etmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;
 Adil olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;
 Ýnançlı olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;
 Kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;
 Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.


Cem ALOÐLU'ndan...
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #77 : 08 Şubat 2009, 23:44:33 »
.




'' Yaşam Ýlkesi ...! ''



*      Bazen herşey anlamsızlaşır, boğulur gibi hisseder insan kendini. Masalar sandalyeler üzerine gelir. Seni anlamayan, boş konuşan boş bakan insanlarla sonuçsuz cümleler paylaşmak zorunda kalırsın. Ayrılamazsın o ortamdan ne kadar istesen de. Hayatın gerekliliğidir bu, kurmuş olduğun düzenin getirdikleridir. Konuşur, konuşursun aklın yüreğin başka yerlerde, başka diyarlarda. Başka zamanlarda, başka mekanlarda olmak istersin hep. Bu umutsuz bir çabadır bilirsin ama istersin de bir taraftan. Gözlerine bakarsın çevrendekilerin. Farklı bir ışık, farklı bir açı yakalamaya çalışırsın. Yoktur tekrar tekrar baksan da. Belki değişir birgün diye aynı gözlere bakarsın için titreyerek.

*     Sokaklar kalabalıktır ama ıssız olsa keşke dersin. Gökyüzü berraktır ama hafif yağmur istersin. Sevgilin aramıştır aslında ama "niye daha önce aramadı ki" dersin. Karanfil almıştır sana papatya koklamak istediğini düşünürsün. Radyoda anılar serisinden hafif bir müzik vardır, Sezen'den bir parça olsa da dinleseydim dersin. Arkadaşın kek yapmıştır en sevdiğinden, sütlü bir tatlı olsa da yesem dersin.Olur bazen değil mi herkese bunlar? Olduğunu söyleyin lütfen. Bazen, çok sık olmasa da olduğunu söyleyin ne olur...

*     Olması gereken, doğrusu böyledir diye bilinen şeyler vardır ya, kalıplaşmış düzenin insanları yapıyor hepimizi. Ve mutluluğumuzun sınırları da başkaları tarafından çiziliyor. Mutsuzluğumuzu yaşama, gösterme hakkımız elimizden alınıyor. Ýçi farklı dışı farklı bireyler haline geliyoruz. Ýfade edemiyoruz duygularımızı. Bencil olmamak, sahip olduğumuz nimetlerin değerini bilememekle suçlanıyoruz. Aslında nasıl hissediyorsan öylesindir. Zaman gelir bağıra çağıra şarkılar söylemek gelir içinden. Zaman gelir ağlamaya bahane ararsın, en küçük birşeyde gözlerin ıslanır, dudakların titrer. Bu farklı birşeydir, tarifi gerçekten zor. Bir derdin, sıkıntın yokken bile olabilir.Ýşte ben o anlarda hep denizi olan şehirde yaşamadığıma hayıflanırım. Deniz olsaydı ah, deniz olsaydı... Ýçin kabarır, gözlerin dalar gider. Olur değil mi herkese bu? Olduğunu söyleyin ne olur...

* * *   Yaşam bir armağan bizlere biliyorum, hayatı ve bize verdiği herşeyi seviyorum...Ama arada bir uzaklaşma, memnuniyetsizliğimi göstermeme fırsat verin ne olur...


Cem ALOÐLU'ndan ........ ;)
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Selami KUVANÇ

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 203
  • Karma: 0
    • Bayırköy Avcıları
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #78 : 09 Şubat 2009, 00:27:41 »
Hepsi çok mükemmel.Paylaşımlarınız için teşşekürler.Elinize yüreğinize sağlık.
Selami KUVANÇ
1988 BİLECİK


Çevrimdışı Özkan GܓLER

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 1527
  • Karma: 0
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #79 : 03 Mart 2009, 21:07:09 »
Çok düşündürücü ve ders alınması gereken olay.Paylaşım için teşekkürler kaptanım.
Özkan GܓLER                  0 542 788 61 08
1975 Çorlu TEKİRDAĞ


Çevrimdışı Cem ALOĞLU

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 240
  • Karma: 0
  • " SEVGİ-SAYGI-HOŞGÖRܓ "
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #80 : 12 Mart 2009, 17:37:31 »
Eski bir çiftlik evini tamir etmekle uğraşan marangoz, işteki ilk gününü zorluklarla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği, işe bir saat geç gitmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş, bütün gün çalışıp didindikten sonra evine dönmek üzefre arabasına bindiğinde arabası çalışmamıştı.

Evin sahibi, çalışkan ustanın başına gelenlere üzüldü ve onu evine bırakmaya karar verdi. Kötü bir gün geçiren marangozun pek keyifli olduğu söylenemezdi. Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadılar. Araçtan indiklerinde , usta , ev sahibini içeri davet etti. Adam bu nazik teklife hayır demedi.

Eve doğru yürürlerken, marangoz küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu ve dallarının uclarına her iki eliylede dokundu. Kapı açıldığında ise suratı şaşırtıcı bir şekilde değişti. Güneş yanığı yüzünü kocaman bir tebessüm kapladı. Ýki küçük çocuğunu sevgiyle kucaklarken , eşine de kocaman bir öpücük vermeyi ihmal etmedi. Hoşsohbet ve neşeli bir adam olup çıktı.

Bu değişime bir anlam veremeyen ev sahibi, kendisini uğurlayan marangoza bunun nedenini sordu ve en çok da ağacın dallarına neden dokunduğunu merak ettiğini söyledi.

"O benim dert ağacım" dedi usta. "Ýşimde ister istemez bazı sorunlarla karşılaşıyorum ama şundan eminim ki bu sorunlar evime , eşime ve çocuklarına ait değil. Bunun için her akşam eve döndüğümdei sorunları o küçük ağaca asıyor, sabah isşe giderken de tekrar alıyorum.
Ama komik olan ne biliyormusunuz ? Sabahları onları aldığımda, akşamki kadar çok olmadıklarını görüyorum."

Sizlerde iş hayatınızdaki sorunlarınızı sevdiklerinize hissettirmeyin.
Cem ALOĞLU
A Rh + 1968 Karamürsel KOCAELİ

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #81 : 13 Mart 2009, 16:08:12 »


HAYATIN UCUNDAN TUTMAYIN..TAM BOGAZINA SARILIN......



          Birbirlerini severek evlenmislerdi.Alti yillik birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yildir da evli idiler..2 yaşinda ki kizlari ile mutlu idiler.. Aslinda kadin mutluluk rolünü oynuyordu.Yaşadigi hayat onu boguyordu,sanki içinde bir saatli bomba vardı ve patlasa herkesi yakacakti, mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasinin farkli yerlere çikan tayinleri yüzünden sürekli bir isi olmamıştı..mimardi..ama 3 yildir evde oturuyor.Evde geçen her günü hayatından koparılmış bir boş sayfa olarak görüyor ve yaşadığı hiçbir şey onu mutlu edemiyordu..kocasi dersen bir dedigini iki etmiyordu hayatta isteyebilecegi hersey onunken kisacasi mutlu olmasi gerek her seye sahipken , O mutsuzdu. Yagmurlu bogucu bir gün de elinden okudugu kitabi birakti. Gidip kendine bir kahve yapti ve gözü o anda kocasinin işi için kullandigi bilgisayara erişti, gecen gün okudugu köşe yazisini hatirladi "internette chat" ,yanlizdi..Yeni taşindiklari bu sehirde universite den tanidigi eski bir dostundan baska kimseyi tanimiyordu. Sohbet edecek birkaç kişiyi bulabilirdi belki.

         Bilgisayarin başına oturdu.kahvesini agir agir yudumlarken ,internette gezinmeye basladi,arada havadan sudan muhabbetlerde yapiyordu chat odalarinda ,zamanin nasil geçtiginin farkina bile varamiyordu, sonra gelen bir mesaji açti mesajda "hayatin ucundan tutmayin ,tam bogazina yapışın"yaziyordu..

        Dondu kaldi kadin...hayatin ucundan cok kuvvetsizce ve isteksiz ve ne kadar kolay kaybedecek sekilde tuttugunu o an fark etti, hayatin ümügüne yapışacak güçü yoktu ki......Altan la o gün tanıştılar, Altan da onun gibi evli idi ve bir kizi vardi.
Kadin Altan la konuşurken dünyayi unutuyor Altan'la uyuyor,Altan'la uyaniyor,hiç tanimadigi bu adami bir dakika bile aklindan cikaramiyordu..
Bir adam nasil bu kadar zarif olabilirdi her seferinde bilgisayarinin actiginda bir demek gül buluyotdu yollasnmış, ve günaydin mutlu bir gün olsun güneş senin için dogsun yaziyordu güllerin arasina sıkıştırılmış kartla. Altan ne yaş gününü unutuyordu ,ne yılbaşında kart atmayi,zaten her sabah kadın degişik bir karti görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarina,artik Altan soluyor,Altan yudumluyordu..
Yuzunu hiç görmedigi bu adama delicesine asik olmuştu..ne yapiyordu kadin?
Med cezir gibi neyaptigini sorgulayan duygularla bir gidip bir geliyordu..
Adam evli idi, kadinda..birer cocuklari vardi..üstelik kadin buyuk bir askla olmasa da büyük bir sadakatla kocasini seviyordu..iki kişi sevilebiliyormuş demek birbirine benzer ama bir o kadar farkli duygularla diye düşündü bir an..
Sonra toparladi kendini. Açmamaliydi artik bilgisayarini.
Bu şekilde noktalanmaliydi bu aşk , dogru olan bu idi..açiklayacakti bunu Altana ve hoşcalak diyecekti ..
kocami seviyorum bu peri masali bitmeli yoksa biz bitecegiz diyecekti..
Altan gene bir demek kirmizi gül yollamiºti üzerinede.."yarin sevgililer günü,seni yakomazda bir demek gerçek gülle bekleyecegim..saat 13.30' da sevgilim "yazmıştı..
Kadin uzun süre dondu kaldi ve bilgisayar ekranina oylece bakti.sonra yazmaya başladi..Gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu..
Sevgili Altan..yarin ne yakamozda olacagim nede senin güllerini alacagim..biz yillar önce yaptigimiz seçimleri yaşiyoruz..seni sevmedim diyemem..ama 13 yilimi verdigim sevgimide bitiremem..aradigimiz bir heyecandi.. bunu yaşadik ask adi altinda...hersey cok güzeldi..ama bir sonu vardi bitti...
hoşcakal... gitmeden önce söz veriyorum..uçundan tutmayacagim hayatin tam bogazina sarilicagim...
hoşçakal
canim.........
Butun gece uyumadi kadin..kocasida onda ki bu garipligi fark ediyordu ..
sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasina ama kocasi israrla dişari cikmak istiyordu..
Direnecek güçü yoktu kadinin, gidip giyindi, kizlarini bir arkadaşlarina birakip yemege ciktilar...
Yol boyunca pek konuşmadilar..saten son 3 aydir cok az konuşuyorlardi..
Altanla tanişali 3 ay olmuştu demek..
Gidip deniz kenarinda bir balik restoranina oturdular. Yemeklerini ismarladilar.Þaraplarini yudumlarken adam sevgililerin en güzeline..diyerek bir kuçuk kutu uzatti.. Kadin cok sasirmisti kocasi uzun zamandir hediye almayi birak onemli gunleri bile hatirlamiyordu oysa..saskinlikla kutuyu açti içinden cikan yüzügü parmagina gecirdine gözleri dolmuştu..
Tam o sirada garsonun uzattigi kirmizi bir demet gülle irkilti..
Kartin üzerinde bogazina yapistigimiz bu hayati sonsuza kadar birlikte geçirelim sevgilim. Seni yakomoza getiremedim ama, 13 yil sonra gene kendime asik ettim... Altan, yani kocan Turgay...
Kadin gözlerinden suzulen yaşlarina engel olamadi bu sefer artik hüzün degil mutluluktan agliyordu...
13 yil sonra kocasina tekrar asik olmuştu..





Sevgiyi lutfen uzaklarda aramayin...


Cem ALOÐLU'ndan...


Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #82 : 13 Mart 2009, 16:15:55 »


Bu Belki Son Günümdür..





Adam, telaşlı, öfkeli bir halde hanımına bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı.
Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu;
-Söyledim değil mi, söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim. “Kahverengi gömlekle gidiversen nolur!”muş. Bu gün sunum yapacağım, karamsar bir görüntü mü vereyim, dinleyenlerin içi kararsın, bu da projeye verecekleri oyu etkilesin! Bunu mu istiyorsun?
-Tamam bey, bitti işte.
Adam açık mavi göleği hışımla aldı;
-Bitti, tabi bitti ama ben geç kaldıktan sonra bitmiş neye yarar.
Hanımı çocukların korkmuş yüzlerine baktıktan sonra, yine eşini sakinleştirmeye çabaladı;
-Dün bundan da geç çıkmıştın, vakit var, yetişirsin.
-Anlamıyor ki, anlamıyor ki. Bu gün sunumu ben yapacağım. Herkesten önce gitmeliyim ki, gelecek önemli konuklara ‘Hoş geldi’ demeliyim.
Adam bir sürü söz daha söylenerek, bağırarak çıktı, arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Hanımı, direksiyon başında da öfke saçan eşinin halinden endişelendi, “Bir kaza yapmasa bari…”
Eşi uzaklaşınca, çocuklarının yanına gidip sarıldı, rahatlatmaya çalıştı.
-Madem erkenden kalktınız, hemen size sultanlara layık bir kahvaltı hazırlayıp getireceğim.
Mutfağa geçti, zihnindeki huzursuzluğu dağıtmak için hemen neşeli müzikler çalan bir radyoyu açtı. Ocağa haşlamak için yumurta koydu, cezvede süt ısıtmaya başladı. Masaya zeytin, peynir, reçel koymayı da ihmal etmedi.
Biraz sonra çocuklarına seslendi
-Kahvaltınız hazııır!
Çocuklar kahvaltıya otururken, radyoda müziğin birden kesilmesi dikkatini çekti. Son dakika haberi anonsuyla, radyonun sesini biraz daha açtı. Radyo’da zincirleme bir kaza haberi vardı. Ayrıntılarla biraz sonra birlikte olacağız demişti spiker ama kazanın yerini söylediği andan itibaren o sandalyesine yığılıp kalmıştı. Spikerin bahsettiği kaza yeri, kocasının her gün işe giderken geçtiği dörtlü kavşaktı.
Eşinin bu kavşaktaki trafikten şikayetçi olduğunu, her sabah yoğun bir trafik olduğunu söyleyişi aklına geldi. “Geç kaldım diye acele edip acaba o da…” Aklına gelen düşünce içini daha da yaktı, hemen ayağa kalktı.
-Çocuklar, unutmayın ocağa yaklaşmak yasak. Kahvaltınızı yapıp salona geçin, oynayın. Benim acil bir yere uğramam gerek, kapıyı da kimseye açmayın tamam mı?
Çocukları uslu, söz dinler olduğu halde, çok kısa süreli de olsa evde yalnız bırakmak zorunda kalsa tekrar tekrar tembihte bulunurdu.
Sokağa çıkmak için üzerine bir şeyler aldı, cebine de bir taksi parası aldı. Kapıya yöneldiğinde kocasının bu kazada ölmüş olabileceği endişesiyle kabaran yüreğine daha fazla dayanamayıp, ağlamaya başlamıştı. Göz yaşlarını çocukları görmesin diye, açık olan mutfak kapısına sırtını dönmeye özen gösteriyordu. Ýçindeki acının kocasının ölmüş olma ihtimali kadar, giderken kendisini kırması ve çocuklarının önünde bağırıp çağırmasından da kaynaklandığını anladı. Oysa her zaman böyle öfkeli değildi.
-Eğer ölürse, çocuklarım babalarını, son gördükleri haliyle mi hatırlayacak? Kalp kıran, öfkeli bir baba olarak mı kalacak akıllarında?
Kapıdan çıkarken, çocuklarına bir kez daha seslenecekti ama artık akan gözyaşları saklanamayacak haldeydi. Hemen kapıyı açıp dışarı çıkmak için hamle yaptı ama karşısında kapıya doğru adım atmakta olan kocası vardı.
Adam, bir an karısının ıslak yanaklarına baktı; “Haberleri mi dinledin?” diye sordu. Hanımı, konuşamadan sadece başıyla onayladı. Adam, önce sarıldı, sonra eşinin yanaklarını sildi.Hanımı zorlukla sordu;
-Hani önemli bir toplantına geç kalmıştın, niye döndün?
-Kaza benim hemen yakınımda oldu. O anda toplantıdan daha önemli bir şeyi unuttuğumu hatırladım. Eğer o kazada ölseydim…
O anda çocuklar da yanlarına gelmiş, babalarının yine öfkeli olabileceğini düşünerek, annelerinin yanında durmuştu. Adam, bütün içten, samimi gülümsemesiyle çocuklarını yanına çağırdı, boyunlarına sarıldı, yanaklarından öptü.
-Ben bu gün büyük bir hata yaptım ve evden çıkarken, sizleri ne kadar sevdiğimi söylemeyi unuttum. Böyle önemli bir şey unutulur mu hiç. Ne yapalım, ben de geri döndüm.



Sevgiyi lutfen uzaklarda aramayin...

Her günü son günün gibi bil…


Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Cem ALOĞLU

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 240
  • Karma: 0
  • " SEVGİ-SAYGI-HOŞGÖRܓ "
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #83 : 13 Mart 2009, 16:34:27 »
                    Değermi hiç kaptanım üç günlük dünyayı etrafımıza ve kendimize zindan etmeye değermi,aslında her sinirlendiğimizde bu soruyu kendimize az bir vakit ayırıpta sorabilsek çoğu şey başlamadan biter... :-\ Ellerine sağlık kaptanım teşekkürler.. ;)
Cem ALOĞLU
A Rh + 1968 Karamürsel KOCAELİ

Çevrimdışı B.Ömür ÇİLİNGİR

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 2232
  • Karma: 0
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #84 : 13 Mart 2009, 16:42:22 »
Çok güzeller ali kaptanım cok sagoll... Hakkını helal et izninle ben bunları kendi paylasımlarıma alıyorum..
Bayram Ömür ÇİLİNGİR
0 Rh + 1986 Seyhan ADANA


Çevrimdışı Faruk AYDOĞAR

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 469
  • Karma: 0
  • Eskişehir Tepebaşı Avcılar Derneği
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #85 : 21 Mart 2009, 23:56:46 »
Paylaşım için teşekkürler, emeğinize sağlık.
Faruk AYDOĞAR
A Rh + 1982 ESKİŞEHİR
Eskişehir Tepebaşı Avcılar Derneği

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #86 : 05 Nisan 2009, 02:26:03 »
.

Arkadaşlığın cenneti




        Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği, bir trafik kazasında birlikte ölmüşlerdi. Hikaye bu ya, gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar. Adam çok susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın…

Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
“Afedersiniz! Burası neresi?”
Kadın ona gülümsedi: “Burası cennet efendim”
Adam bunun üzerine sevinçle, “Harika!” dedi. “Peki, bana biraz su verebilir misiniz? Çok susadım da!”
Kadın cevap verdi: “Elbette efendim, içeri girin. Ýçerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz.”
Böylece adam köpeğine, “Haydi içeri giriyoruz” diyerek kapıya yürüdü ama kadın onu birden durdurdu:
“Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.
Hayvanları içeri almıyoruz!”

         Bunun üzerine adam bir an durdu, düşündü ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam tersi yönünde yürümeye koyuldular. Bir müddet geçtikten sonra kendilerini bu defa tozlu ve çamurlu bir yolda buldular. Yolun sonunda, karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla, yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı.
Adam sordu; “Afedersiniz! Bana biraz su verebilir misiniz?”
Dede, “içeri gel!”dedi, “Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var.”
Adam tekrar sordu; “Peki, arkadaşım da benimle gelip oradan su içebilir mi?”
Dede, “Tabi” dedi. “Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kâse bulacaksın.”

         Bunun üzerine adam kapıdan girdi, biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu. Adam çeşmeden, köpek te oracıktaki kâseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler. Derken adam girişte bekleyen dedeye sordu: “Su için çok teşekkür ederim. Peki burası neresi?”
Dede, “Burası cennet!” dedi.
 
         Bunu duyan adam şaşırdı: “Ama nasıl olur? Az önce burası gibi kırık olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da cennet olduğunu söylediler?”
Dede, “Þu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi ve devam etti “ama orası cehennem!”
Adam iyice şaşırmıştı: “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?”
 
Dede gülümsedi:

Kızmıyoruz. Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları cennetten uzak tutuyorlar .”

( Alıntıdır. ) 
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #87 : 09 Nisan 2009, 15:10:09 »
20 KURUÞ


Londra'daki camii'ye yeni bir imam gönderilmiş. Adam şehire gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı söföre rastlıyormuş.
 
Bir Gün, bilet alırken söför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. Imam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünüyormus "20 kuruşu geri versemmi şöföre?"... ama içinden bir ses diyormuşki "çok gülünç bir sayı, ve söförün umrunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten... sadece 20 kuruş onlara bişey yapmaz." Ve bu parayı saklayabilir diye düşünmüş Allahtan gelen bir hediye gibi...
 
inecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce söförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz."
 
şöför gülümsemiş ve demiş ki : "siz camii'nin yeni imamısınız değilmi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, islamı öğrenmek için, ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi  gömek istedim."
 
inerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: " Allahım az daha islami 20 kuruşa satıyordum !. .."
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #88 : 11 Nisan 2009, 04:07:01 »
.



ASLAN DOÐURMAK



Hayvanlar bir gün kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar. Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar.
'Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun? ' diye sorarlar aslana.
'Bir.' diye yanıtlar dişli aslan. 'Fakat ben aslan doğururum.'


Hikayeden Alınacak Ders : Nitelik Nicelikten önemlidir...! 



YENGEÇ ÝLE ANNESÝ

'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna.
'Düzgün yürüsene! ' der.
- 'Pekala anne' der çocuk.
- 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. '

 Hikayeden Alınacak Ders : Hareket Sözlerden Önde Gelir...! 



ASLAN, KOYUN, KURT VE TÝLKÝ

Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin
kokup kokmadığını sorar.
Evet! ? diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve
koyunu oracıkta parçalar.
Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır,ona da aynı soruyu sorar. Hayır! ? diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz.
Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar.
Tilkinin yanıtı şöyle olur;
- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor ! ?

Hikayeden Alınacak Ders : Akıllı Kişi Riskli Durumlarda Konuşmaz...! 



KAZLAR VE TURNALAR


Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar.
Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar.

Hikayeden Alınacak Ders : Her Yakalanan Suçlu Degildir...! 



HASTA GEYÝK

Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar.
Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.
Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter.
Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.

Hikayeden Alınacak Ders : Bazen Ýyilik Edende Cezalandırılır...! 



FARELERIN TOPLANTISI

Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden kurtulma planları yaparlar.
Pek çok fikir öne sürülür. Hiçbiri kabul görmez.
En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir.Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve
kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.
Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir.
Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna çan asacak... ? ? ?

Hikayeden Alınacak Ders : Ýyi Bir Plan Yapmak Ayrı O Planı Gerçekleştirmek Ayrı Yetenek Gerektirir...! 




* Ýnsanlar FELSEFE yi

* Çocukken MASAL'lardan,

* Büyüyünce KiTAP'lardan,

* ihtiyarlarlayınca da arkalarında kalan YAÞAM'larından Öğrenirler..



Teşekkürler : Erhan TURHAN...!

.

Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #89 : 09 Mayıs 2009, 01:56:57 »
         

          Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş.Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış.
Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya’nın ünlü bir Judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş..

Hoca:

Getir çocuğu ..bir bakalım, demiş. Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına.. Hoca çocuğu süzmüş ve:

Tamam demiş..Yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz.

Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve 'bu hareketi çalış 'demiş. Çocuk bir hafta ayni hareketi çalışmış.. Sonra hocasının yanına gitmiş. Bu hareketi örgendim başka hareket göstermeyecek misiniz?' diye sormuş.

Hocanın cevabi: -Çalışmaya devam et olmuş...

2 ay,3 ay,6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş..Çocuk bu bir yıl boyunca hep o ayni hareketi tekrarlamış.

Hocanın yanına tekrar gitmiş :

Hocam bir yıldır ayni hareketi yapıyorum bana başka hareket göstermeyecek misiniz?

- Sen ayni hareketi çalış oğlum . Zamanı gelince yeni harekete geçeriz.. 2 yıl ,3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş.

Bir gün hocası yanına gelip ;
'Hazır ol ! '  demiş..
'Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!'..

Delikanlı şok olmuş..
Hem sol kolu yok hem de judo da bildiği tek hareket var.

Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş;
ama hocasına saygısından ses çıkarmamış.

Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış.
Derken.. Ýkinci ,üçüncü maç.... Çeyrek, yarı final ve final...

Finalde delikanlının karsısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış. ....

Tam bir üstat.. Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş..
'Hocam hasbel kader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakin hele..
Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var.. Bu kadar bana yeter.. Bari çıkıp ta rezil olmayayım, izin verin turnuvadan çekileyim..'

-Olmaz demiş hocası.
Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil.

Çaresiz çıkmış müsabakaya.
Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak.!
Yenmiş rakibini şampiyon olmuş.

Kupayı  aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş:

-Hocam nasıl oldu bu is..?
Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var.

Nasıl oldu da ben kazandım.?

Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki,

artik yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok.

Bu bir, ikincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir.!



  'Ýnsanların eksiklikleri bazen , aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir, Ama yeter ki bu eksiklik kafalarında olmasın..!!



Teşekkürler Feridun TURNA

.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL