Gönderen Konu: Hayata Dair Hikayeler...!  (Okunma sayısı 20000 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #105 : 09 Aralık 2009, 21:46:33 »
.

GÖZ KEMÝÐÝ...!

 
 
 


 " Bilge,nehir kenarında balık tutan adama yaklaşır ve sorar

Oltanın ucundan ne çıkarsa sana onun ağırlığınca  altın vereceğim der.

 
Birlikte  beklemeye başlarlar.

Kısa bir süre sonra oltaya bir şey takılır.Hızla çekerler ve bakarlar ki bir kemik parçası .

Bilge, kemik parçasını terazinin bir kefesine koyar diğer kefesine de altınları. Fakat terazi bir türlü dengeye gelmez.

Altınları yığdıkça terazi kıpırdamaz bile .

Çareyi daha bilge birisine başvurmakta bulur. Olayı anlatır .

Bilge, Bu teraziye dünya kadar altın koysanız dengeye gelmez der.

Ardından bir avuç toprak ister ve toprağı kefeye koyar.Terazi dengeye gelir.Herkes şaşırır .

Bilgeye bu işin sırrını sorarlar .

Bilge  cevap verir.

Bu kemik insanın  göz kemiğidir , Onu hiçbir şeyle  doyuramassın. Onu ancak  bir avuç toprak doyurur .

 
Yaşamımızda, göz kemiği türünden kazanımlarımız olmasın. Unutmayalım ,yaşamın ağırlığı,terazinin kefelerinin ağırlığında değil,dengede durmasındadır.


Derleyen : E.Doğan SAVAÞ


Kurgu  ve Düzenleme :  Nedim USSOY


Teşekkürler Kemal EKERBÝÇER



.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Murat KܓÇܓKTEMEL

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 816
  • Karma: 0
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #106 : 09 Aralık 2009, 23:27:53 »

Hayata dair Hikayeler....!!!! öğütler yaşam rotası gibi yazılar teşekkürler Ali abi.
Murat KܓÇܓKTEMEL
1976 Kağıthane İSTANBUL

Çevrimdışı Volkan YAMAN

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 2899
  • Karma: 0
  • İYİ KÖPEK AV , KÖTܓ KÖPEK YOL YAPTIRIR ...
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #107 : 09 Aralık 2009, 23:47:02 »

Hayata dair Hikayeler....!!!! öğütler yaşam rotası gibi yazılar teşekkürler Ali abi.
Volkan YAMAN
0 Rh +   1978  BURSA                               @ 541 213 1978


Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #108 : 25 Şubat 2010, 15:07:05 »



Öğretmen olmak mı ? Eğitmen olmak mı ?





Öğretmen okulun ilk gününde, 5. Sınıfın önünde dururken, çocuklara bir yalan söyledi:

Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi.

Ancak bu imkansızdı,  çünkü ön sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.

Bayan Mediha  bir yıl önce Mustafa’ yı izlemişti  ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemlemişti.

Ýlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu.

Bu öyle bir  noktaya geldi ki, bayan Mediha onun kağıtlarını  büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten,  kalın çarpılar ( X ) yapmaktan ve kağıdın üstüne büyük "F" ( en düşük derece ) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha’  nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını  incelemesi gerekiyordu; Mustafa’ nın kayıtlarını  en sona bıraktı.

Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa’ nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye  hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli  toplu ve temiz yapıyor ve de çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli"


Ýkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa mükemmel  bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından  çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor."

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa’  nın annesinin ölümü onun için çok  zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek."

Mustafa’ nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine  kapanık ve okulda derslere çok fazla  ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok  ve bazen sınıfta uyuyor."


Bunları okuyunca,  Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden  utandı.


Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu.

Mustafa’ nın  hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.

Mustafa’ nın  hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi  ambalaj kağıdı ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha  onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu.

Bayan Mediha  pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı.

Ama o bileziğin  ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi.

Bileziği taktı  ve parfümü bileklerine sürdü.

Mustafa, o gün  okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek  için kaldı.

"Öğretmenim  bugün aynı annem gibi kokuyordunuz."

Çocuklar gittikten sonra, bayan Mediha en az bir saat ağladı.

O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı.

Bayan Mediha,  Mustafa ya özel ilgi gösterdi.

Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.

Yılın sonuna  kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra,  Bayan Mediha kapısının altında Mustafa  dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra  Mustafa dan bir not daha aldı.

Liseyi bitirdiğini,  sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört  yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine  rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya  devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan  başka bir mektup aldı.

Yine Bayan Mediha’ nın tüm yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı.

Sonra dört  yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi.

Bu kez fakülte  diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu.

Mektup onun  hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu.

Ama simdi ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle  imzalanmıştı:
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz
( Tıp Doktoru )

Öykü burada bitmiyor.


Görüyorsunuz, ortaya  çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir  kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini  söylüyordu.

Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan Mediha’ nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Þüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş  olan o bileziği taktı. Dahası, Mustafa’  nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar  ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha’ nın kulağına  şöyle
fısıldadı:

"Bana inandığınız  için teşekkür ederim, öğretmenim. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Bayan Mediha,  gözlerinde yaşlarla şöyle dedi:

Yanlış düşüncelere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum."




Teşekkürler Sayın Mustafa ERSU




.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #109 : 24 Mart 2010, 21:22:15 »





AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDÝNÝZ MÝ ?
Doç .Dr. Erol ERÇAÐ







                                Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz.  Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur.  Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

           Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla hür olmaktır!

Bu örnekle benzeştirirsek;  ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

-- Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
 
-- Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10-20 kat büyük evlere sahip olmak,

-- Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,

-- Okumadığımız kitaplara sahip olmak,

-- Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,

-- Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
 
-- Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
 
-- Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
 
-- Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak...  Ya da sahip olduğumuzu sanmak...

            O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece ( faydalanamasak bile ) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz ?




Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek...


Teşekkürler Mustafa ERSU



Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #110 : 25 Mart 2010, 20:46:29 »

 

 




YAS  5 Anne ve babamın  birbirlerine bağırmalarının  beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
 
YAS 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan  geleceğini öğrendim

YAÞ 12 Bir şeyin değerini  anlamanın en iyi yolunun bir  süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim. 

YAÞ  13 Annemle babamın  el ele tutuşmalarının  ve  öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
 
YAÞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha  fazla işittiğini öğrendim.
 
YAÞ 18 Ýlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim

YAÞ  24 Aşkın kalbimi kırabileceğini  ama buna değer  olduğunu öğrendim. 

YAÞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun  ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim. 

YAÞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne düşündüğüm  olduğunu öğrendim. 
 
YAÞ  38 Esimin beni hala  sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü  almasından anlayabileceğimi öğrendim. 

YAÞ  41 Bir insanin kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim. 

YAÞ  44 Annemin beni görmekten her  seferinde sonsuz  mutluluk duyduğunu öğrendim..

YAÞ  46 Yalnızca minik bir  kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim. 

YAÞ  49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o  işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim. .

YAÞ  50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka  yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim. 

YAÞ  53 Ýnsanların bana, izin  verdiğim biçimde  davrandıklarını öğrendim.

YAÞ  55 Küçük kararları  aklımla, büyük  kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim. 
 
YAÞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, Kendime bulaştırmadan başkalarına  veremeyeceğimi öğrendim.

YAÞ  70 Ýyi kalpli ve  sevecen olmanın, mükemmel  olmaktan daha iyi olduğunu  öğrendim. 

YAÞ  82 Sancılar içinde  kıvransam bile başkalarına baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim. 

YAÞ  90 Kiminle evleneceğin  kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAÞ  95 Öğrenmem gereken daha  pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
 


Dün  sabaha karşı kendimle  konuştum.

Ben  hep kendime  çıkan bir yokuştum.

Yokuşun başında bir düşman vardı
 
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum 
 
 


Özdemir ASAF


Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Hayata Dair Hikayeler...! " Dostluklar "
« Yanıtla #111 : 31 Mart 2010, 02:17:27 »


" Dostluk "





Yüz yüze dostluklar vardır...!

Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, böyle bir dostluktur mesela.
Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...


Uzak dostluklar vardır...!

Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl,birbirlerinin uzak dostlarıdır.
Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine...


Sessiz dostluklar vardır...!

Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur.
Her şeyden konuşur sessizce bu eller...!


Zorunlu dostluklar vardır...!

Pazar ile Pazartesinin dostluğu gibi.
Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün...
Ayak uyduramazlar birbirlerine.
Ama dost olmak, yan yana durmak zorundadırlar..


Uzun dostluklar vardır...!

Ýkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...


Günün birinde ölen dostluklar vardır...!

Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanı başında duran ceviz ağacının dostluğu gibi...
Bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye girip de,bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar...


Vakitsiz dostluklar vardır...!

Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin...
Ya d a ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...


Bakımsız dostluklar vardır bir de...!

Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar...









www.avcisayfamiz.com
Avcılığa Gönül Verenlerin Buluşma Noktası


.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Hayata Dair Hikayeler...! " ZENGİN - FAKİR " Fark
« Yanıtla #112 : 26 Mayıs 2010, 00:14:41 »



"  ZENGÝN - FAKÝR"
Fark







Düşünmek ve

Harekete Geçmek Ýçin:  


Fakir ve zengin ülkeler arasındaki fark ülkelerin yaşı değildir.

 
 
 
 

Buna örnek Hindistan ve Mısır’ın yaşı 2000 den fazladır ve fakirdirler.

 
 
 
 

Öte yandan, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda daha 150 yıl önce önemsiz yerler  iken bugün gelişmiş ülkelerdir ve zengindirler..

 
 
 
 

Zengin ve fakir ülkeler arasındaki farkın sebebi doğal kaynaklarının zenginliği de değildir.

 
 
 
 

Japonyanın toprakları sınırlıdır.   % 80 i dağlıktır. Tarım ve hayvancılık için yetersizdir, fakat dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahiptir. Ülke çok büyük bir yüzer fabrika gibidir. Bütün dünyadan ham maddeler alır ve yapılmış ürünler ihraç eder.

 
 
 
 

Bir diğer örnek Ýsviçre'dir. Kakao yetiştirmez, fakat dünyanın en iyi çikolatasına sahiptir. Küçük toprağında hayvancılık ve tarım yılın ancak 4 ayında yapılabilir. Yine de en kaliteli süt ürünlerini üretirler.

Güvenilirlik, düzenlilik ve çalışkanlık imajı veren bu küçük ülke tüm dünyanın kasası olmuştur.

 
 
 
 

Zengin ülkelerin yöneticilerinin fakir ülkelerdeki meslektaşları ile yaptıkları iletişimler aralarında zeka bakımından bir farklılık bulunmadığını göstermiştir.

 
 
 
 

Irk ya da deri rengi de önemli değildir: Kendi ülkelerinde tembel diye damgalanan göçmenler zengin Avrupa ülkelerinin üretici gücüdürler.

 
 
 
 

O zaman

Fark NEREDÝR ?

 
 
 
 

Fark halkın tutumundadır. Bu tutum yıllarca eğitim ve kültürle çerçevelenmiştir.

 
 
 
 

Zengin ve gelişmiş ülkelerdeki halkın davranışını incelediğimizde, büyük çoğunluğunun yaşamlarında şu prensipleri izlediğini görürüz:

 
 
 
 

1. Ahlak, temel ilkeleridir.
2. Dürüstlük.
3. Sorumluluk.
4. Yasa ve kurallara saygı.
5. Diğer yurttaşların haklarına     saygı.
6. Çalışmayı sevme.
7. Tasarruf ve yatırım yapmak   için çırpınmak.
8. Fazladan çalışmaya istek.
9. Dakiklik.

 
 
 
 

Fakir ülkelerde bu temel ilkeleri günlük yaşamlarında izleyenler ancak bir azınlıktır.

 
 
 
 

Doğal kaynaklarımızın bulunmadığından ya da tabiatın bize zalim davranmasından dolayı fakir olmayız.

 
 
 
 

Tutum ve davranış eksikliğinden dolayı fakir oluruz. Zengin ve gelişmiş toplumların bu işlevsel ilkelerini öğretmeme ve bu ilkelere uymaya niyet etmemedir eksikliğimiz.

 
 


 
 
 
 

Eğer ülkenizi seviyorsanız bu mesajı mümkün olduğunca fazla kişiye iletin ki insanlar düşünsünler  



DEÐÝÞTÝRMEK ÝÇÝN EYLEME GEÇSÝNLER


Teşekkürler Kadir USLU


.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Hayata Dair Hikayeler...! " İÇİMİZDEKİ MÜTHİŞ İLAÇLAR‏ "
« Yanıtla #113 : 06 Temmuz 2010, 00:55:19 »


Ýçimizde'ki
" Müthiş Ýlaçlar‏ "



 

 



 

 



 

 



 

Teşekkürler

Kadir USLU


.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #114 : 04 Ekim 2010, 23:15:58 »

       Hayata Dair Hikayelerimize ara vemiştik bu gün harika bir e-posta geldi , beraberce okuyalım...!



DÜRÜSTLÜK








A.Þerif ÝZGÖREN'in kitabından aktarım

           " toplantıya gideceğim." Baktım geç kalma ihtimalim var,bindim bir taksiye,muhabbetçi bir arkadaş.O anlatıyor ben dinliyorum.Tam işyerinin önüne geldik.Ankara'da Bakanlıklar.Diyelim ki. taksi parası 9.75 TL tuttu,ben 10 TL uzattım.Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya,taksici üstünü arıyormuş gibi yapar,siz de para üstünü alabılmek için bir ayak dışarda,inmemek için debelenirsiniz.Tam o sahne olacak.Þoför,para üstü varmı diye aranmaya başladı.

"Üstü kalsın kardeşim"dedim.

Döndü bana doğru

"Vaktin varmı ağabey ?" dedi.

"Evet" dedim (tek ayağım hala dışarda)

Dörtlülere bastı,trafik dört şerit akıyor,indi araçtan.Önde bir büfe var.Gitti oraya,bir şeyler konuşup geldi.Bana 25 Krş uzattı.Belli ki para bozdurmuş.

"Birader" dedim,"9.75 değil,10.50 yazssa istermiydin 50 krş.benden ?"

- Ne alacağım ağabey 50 krş.u

- Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın.üstü kalsın demiştim.

Döndü bana,attı kolunu arkaya :

- Vaktin varmı ağabey

- Var

- Çek kapıyı o zaman

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.

5 dk.konuştuk.Ýngiltere'de profösüründen,bilmem kiminden eğitimler aldım.O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini,ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey biz Keçiören'de 5 kardeşiz.Babam rençberdi benim,günlük yevmiyeye giderdi;artık inşaat falan bulursa çalışır gelir,o gün iş bulamamışsa,biz eve gelişinden,yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik.Yemek bitince babam bize"Durun kalkmayın" derdi.Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

"Aha" dedim,"Bizim meslek",seminerci.

- Ne anlatırdı baban

- Hayattta nasıl başarılı olunur ?

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor,sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

- Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi,delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır,dört kardeşi karşısına alıp "Dürüst olun,evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken ,biz de gülerdik. Annem kızardı,"Babanızla alay etmeyin.O, hem dürüst hem de çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var,onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor,ama adamda her numara vardı,kumar falan oynatırdı.Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı,hep o ikisinin eskilerini kullandık.O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık,çünkü bize bahşiş verirdi.Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye,para falan hak getire.Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü.yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman,işleyen birahane,dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktıbiliyormusunuz ?

- Ne bıraktı ?

- Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : "Evladım işinizi dürüst yapın,hakkınız olmayan parayı almayın..."falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti,diğer 2 kardeş cezaevindeler,ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş,beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi,çoluk çocuğu,hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

"Asıl mirası bizim baba bırakmış."

Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık.Her şeyimiz var Allah'a şükür.

Çok duygulandım,veda ettim,tam ineceğim :

- Dur ağabey,asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban ?

- Nerede oturuyoruz biliyormusun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.





Evladınıza ne araba bırakırsınız,ne ev, ne de başka bir miras.

Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.



.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
.


Tasavvuf'ta 4 Kapı Vardır
[ Hz.Mevlana ]


1 - Þeriat Kapısı
2 - Tarikat Kapısı
3 - Marifet Kapısı
4 - Hakikat Kapısı
 




Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.

Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş


"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"

"Þimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."

- Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.

- Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

- Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

- Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana ; "Ýşte sana istediğin örnekler....

- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. Þeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

- Ýkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.

"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".Onun için döndü, oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. Ýyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye  merakından şöyle bir dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. Ýyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile...




,
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL

Çevrimdışı Ekrem GܓNGÖRMEZ

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 3323
  • Karma: 0
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #116 : 29 Ocak 2011, 02:37:08 »
Ýbret almak gerekiyor ama biz 1. maddeyi geçemeyiz abi
Ekrem GܓNGÖRMEZ
1978 Kartal İSTANBUL


Çevrimdışı Sebahattin ÖZTܓRK

  • Dost Avcı
  • *****
  • İleti: 84
  • Karma: 0
Ynt: Hayata Dair Hikayeler...!
« Yanıtla #117 : 30 Ocak 2011, 04:43:05 »
eline sağlık ustam,teşekkürler
Sebahattin ÖZTܓRK
1955 ANKARA

Çevrimdışı Ali İŞLEMECİ

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 3626
  • Karma: 0
    • Avcı Sayfamız
.


Büyük velilerden
Bayezid-i Bestamî hazretleri



          Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor

- Ne yapıyorsun ?

Hizmetçi:

- Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.
- Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?
- Hastalığını söyle.
- Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..
- Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum.

Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli, (!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine

- Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.

Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak

- Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.

Deli (!) şu ilâcı tavsiye etti:

- Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır , Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv , Ýnsaf eleğinden geçir , Göz yaşıyla yoğur , Aşk fırınında pişir.
- Akşam - sabah bol miktarda ye. O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz , dedi.


Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri

- Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.




Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır.

 Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.



.
Ali İŞLEMECİ
A Rh + 1961  İSTANBUL