YABAN DOMUZU

(1/5) > >>

Fuat SARPER:
Selamlar
Değerli ve kıymetli avcı arkadaşlar.
Yaban domuzu ile ilgili bilgi arşivimi sizlerle paylaşayım dedim.




YABAN DOMUZU


İri gövdesi, kalın ve kuvvetli bacakları ve büyük başı ile güçlü bir görünüşe sahiptirler. Kırçıllı siyahtan açık boza kadar değişik renklerine rastlanır. Yaşlı erkekler kırlaşmış bir görünüm alırlar. Kılları sert ve uzundur. Renkleri kışın daha koyudur. Köpek dişleri gelişmiştir. Erkeklerde alt çenedeki köpek dişi 18-20 cm. kadar uzun olur ve ay şeklinde geriye kıvrıktır. Bunlara bazı yörelerde "çalak" denir. Üst köpek dişi daha kalın ve kısa olup yukarı doğru kıvrılmıştır. Dişilerin köpek dişleri erkeklere nazaran çok küçüktür. Burun kısmı uzun, ucu yassı ve oldukça serttir. Toprağı kazıp eşeleyecek yapıdadır.
İyi bir örtüye sahip her türlü ortamda yaşar. Ancak yapraklı ve karışık ormanları tercih eder. Sazlıklar, sık çalı, kamış, saz ile çevrili bataklık, göl ve akarsu kenarlarında, sık çalılıklarla kaplı meralarda yaşar.
Genellikle gece dolaşır ve yayılırlar. Gündüzleri ormanın, çalılıkların veya sazlıkların sık yerlerinde yatarlar. Yerini sık sık değiştirir. Kızışma devresi dışında dişiler, yavrular ve genç erkekler sürüler teşkil ederler. Sürü başı genellikle yaşlı bir dişidir. Yaşlı erkekler tek dolaşırlar, bazen grup oluştururlar. Yaşlı, güçlü erkeklere 'azılı" dişilerine "beniş", yavrularına "moza" veya "potak" denir. Bölgeler e göre değişik isimler alırlar. Azılıya Diyarbakır'da "erkana", Kastamonu çevresinde "çalgıç" denir. Ekim, kasım ayları içinde çiftleşirler. Dişiler şubat sonu mart başında bir seferde 6-12 yavru doğururlar. Çok iyi yüzer ve sıcak havalarda çamur içinde yatmayı çok severler. Bu davranışın altında yatan gerçek yaban domuzlarının ter bezlerinin olmamasıdır. Domuzların bilinenin aksine kendi pisliklerinin <idrar ve dışkı) içinde yatması yine bu ihtiyacın yeterince tatmin olmamasından kaynaklanmaktadır. Tıpkı ineklerin yaptığı gibi.
Bir gece içinde yatağından 5-20 km. kadar uzağa gider, karnını doyurarak geri dönerler.Yaban domuzları 20-25 yıl yaşarlar. Yaban domuzu yurdumuzda Orta ve Doğu Anadolu'da barınmalarına uygun çalı ve orman örtüsü bulunmayan geniş step ve düzlüklerin bulunduğu birkaç il dışında her tarafta rastlanır. Ormanlık alanlarda daha bol miktardadır.
Domuzlar hem otobur, hem de etobur canlılardır. Beyin ve koku alma özellikleri çok gelişmiştir. Beslenmelerinde özellikle palamut, ceviz, kestane, fındık vs. gibi tohum ve meyveler yanında bitki artıkları içerisindeki solucan ile böcekler de önemli yer tutar. Ağaçların altındaki yapraklar içerisinde bulunan bu bitkisel ve hayvansal gıdaları bulup yemek için burnu ile toprağı karıştırırlar. Bu esnada geriye kalan bitki artıkları içerisindeki tohumlar toprağa karışır ve çimlenir. Ormanda belli bir zaman sürecinde ağaçlar yaşlanırken, yeni fidanlar da arkadan gelerek ormanın gençleşmesini sağlar. Böylece ormanda devamlılık söz konusudur. Bunu da sadece ve özellikle yaban domuzları sağlayabilir. Ormanın sağlığı, içinde bulunan yaban domuzuna bağlıdır. Hem ormanımız olsun, hem de yaban domuzları bulunmasın demek; doğanın yapısına uymaz. Kültür bitkilerine verdiği zararın yanı sıra, inancımızdan kaynaklanan (etinin haram oluşu) nedenlerle orman için bu kadar yararlı olan yaban domuzlarını düşman kabul etmek doğru değildir. Sonuç olarak; sağlıklı ormana sahip olmak istiyorsak yaban domuzlarına da yaşama hakkı tanımak zorundayız. Yani, ormanımızdan domuzu eksik etmemek gerekir.
Dikkat: Ayrıca yaban domuzunun etinde "trichin" denilen parazitin olma olasılığı yüksektir. Etinin yenilmek istenmesi halinde, bir veteriner gözetiminden geçirilmesi gereklidir. Yaban domuzuna yerleşen parazitler ve yerleşim bölgeleri şunlardır:
Trichina spiralis : Adale içerisinde ve bağırsakta.
Cysticercus tenuicollis : Karaciğerde.
Cysticercus cellosa : Beyin, adale ve gözlerde.
Not: Bu parazitlerin domuz etinde varolup olmadığına dair karar verme yetkisi veteriner hekime aittir.
Yurdumuz dışında Avrupa ülkelerinin tamamında, Batı Rusya'da, Kafkasya'da, Iran, Afganistan, Tibet'e kadar yayılış gösterirler. Ortadoğu ülkelerinde, Irak, Suriye, Lübnan ve İsrail'de, Kuzey Afrika'da Mısır, Tunus ve Cezayir'de yaşarlar.
 


Avrasya Yaban Domuzu


«Avrasya yaban domuzu» (Sus sercofa), dağınık tüylü ve enerjik bir yaratıktır. Bir orman hayvanı olup özellikle orman yüzeyindeki iç içe geçmiş kökleri ve lüzumsuz otları
parçalaması ve ağaçlan, gövdelerine dolanan sarmaşıklarla çalılardan kurtarması bakımından faydalıdır. Bu hayvanın bir değeri de, kıllarından en iyi cins boya fırçalarının yapılmasından ileri gelir.
Avrasya yaban domuzu'nun heybetli bir görünüşü vardır. Bütün yaban domuzlarının en irisi odur. Omuz hizasında boyu 90 santimi aşkın, baş ve vücut uzunluğu hemen hemen 150 santimdir. 150-200 kilo ağırlığındadır, daha ağır olanlarına bile rastlanır. Rengi koyu esmer veya grimsi kahverengidir. Postu, alttaki sarımsı kahverengi kalın ve yünümsü kürk ile bunun üzerinde kalan uzun ve kara kıllardan meydana gelir. Dıştaki iri, keskin ve kuvvetli kesici dişleri hemen hemen 30 santim uzunluğunda olabilir.









Yaban domuzu avları, gözde bir spordur:

Avrasya yaban domuzu'nun mızraklar ve köpeklerle avlanması Orta Çağların gözde sporlarından biriydi ve özellikle İngiltere'de rağbetteydi. Bu eğlence Avrupa'nın bazı bölümleriyle Hindistan'da hâlâ süregelmektedir.
Sıkışık durumdayken pek cesur ve vahşî olabilen bu hayvan, koca bir köpek sürüsüne başarıyla karşı koyabilir. At üzerindeki bir avcıya da hiç çekinmeden saldıracağından, birçok avcılar bu yaman dövüşçü ile aralarındaki karşılaşma sonucunda ağır yaralanmışlar veya ölmüşlerdir.
Yaban domuzu'nu öldürmek, tehlikesi göz önünde tutularak Orta Çağlarda şövalyelere lâyık bir meşgale sayılırdı. 1174 yılında yaban domuzları Londra'nın dış mahallelerine kadar sokulmuştu. Bu hayvanlar bir süre rahatça üremeye devam ettiler, fakat sonunda ateşli silâhların ortaya çıkmasıyla öldürülmeleri kolaylaştı.
Bununla beraber yaban domuzu' nun tüfekle öldürülmesi dahi her zaman kolay ve çabuk bir iş değildir. Bu kitabın yazarlarından bir tabiat bilgini İran'da, Hazar Denizi kıyılarındaki bir kampta dinlenirken, yerli halktan birisi, kendisinden, bostanına rahat vermeyen bir yafoan domuzunu öldürmesini rica etmişti. Tabiat bilgini akşam hava kararırken bostanda nöbet beklemeye başladı. Yaban domuzu çok geçmeden göründü ve kurşunu yiyerek, görünürde ölü olarak yere serildi.
Koca hayvan bilginin otomobilinin ön tamponuna bağlandıktan sonra, kafile karanlıkta tekrar kampın yolunu tuttu. Sessizlik birden tüyler ürpertici bir feryatla yırtılınca, herkesin şaşkınlığı göz önüne getirilebilir. Otomobildekiler, «ölü yaban domuzu» nun dirildiğini anlamakta gecikmediler tabiî. Bundan sonraki birkaç dakika oldukça heyecanlı geçtiyse de, sonunda, kudurmuş hayvanın işi bitirildi.

Yaban domuzunun eski dinlerle ilişkisi:

İngiltere'de yaban domuzunun öldürülmesi ve başının Noel yemeklerinde yer alması, kış yortusunda Tanrıça Freya'yâ yaban domuzu kurban edilmesi âdetinden kalmadır. O günlerde insanlar, yaban domuzuna, toprağın bereket sembolü olarak taparlar ve onu tantanalı bir törenle öldürürlerdi. İngilizlerin, bayram günlerinde süt domuzu kızartması yeme gelenekleri bu eski törenlerin bir kalmtısıdır.

Dinlerin domuz etine bakış açısı

Dinlerin domuz etine bakış açısı Şeriat hukukuyla yöndetilen ülkelerde ve İsrail'de domuz ürünlerinin satılması ve tüketilmesi yasalarca ağır biçimde yasaklanmıştır. Dinsel nedenlerden dolayı domuz eti ve diğer domuz ürünlerinin satımının yasak olduğu başlıca ülkeler İran,[2] Moritanya,[3] Umman,[4] Katar[5] ve Suudi Arabistan'dır.[6] Türkiye'de domuz üretimi devlet gözetiminde yapılmaktadır. Domuzların belirlenen yerlerdeki çiftlikler dışında beslenmesi yasak olup, domuz ürünlerinin satılmasını yasaklayan bir yasa yoktur. Yalnızca domuz eti satışında kısıtlamalar getiren yönetmeliklere göre marketlerde domuz ürünleri diğer et ürünlerinden ayrı bir bölümde sergilenmek zorundadır.


Bereketli bir hayvan:

Avrasya yaban domuzu çabuk ürer. Çoğu zaman yılda iki kere doğurur. Yavru sayısı her defasında dörtle altı arasıdır. Çiftleşme mevsiminde dişilerin arasına karışan erkek yaban domuzları, sonradan kendi aralarında küçük gruplar meydana getirirler. Yavrulama zamanı gelince dişi, sık çalıların arasında kendine rahat bir yuva hazırlar. Yavrular, doğdukları zaman küçük olmakla beraber, çok hareketlidirler. Renkleri, üzerinde daha koyu çizgiler ve benekler olan kahverengidir.
Yavrular yolculuk edebilecek kadar büyüyünce, dişilerle yavruları grup halinde birleşirler. Sonbaharda meşe palamutları dökülürken, meşe korularına doğru bir göç hareketi başlar. Yılın bu devresinde İran'da yamaçlar yaban domuzu sürülerinden çok kere simsiyahtır.
Avrasya yaban domuzu eskiden Avrupa'nın ormanlık bölgeleriyle, doğuda Asya'nın Pasifik kıyıları, güneyde Kuzey Afrika arasında hayli yaygındı. Geniş bir bölgeye yayılmış bütün hayvanlar gibi, yaban domuzları da bulundukları yere göre bazı farklaşmalar gösterirler.
ALINTIDIR.

Fuat SARPER:



HİNDİSTAN YABAN DOMUZU veya TAÇLI YABAN DOMUZU veya SOOR


«Hindistan domuzu» (Sus cristatus), Hindistan'ın adi yaban domuzudur. Kızdırılınca pek korkunç olan bu hayvanın yerine göre kaplan öldürdüğü dahi duyulmuştur. Omuz hizasında boyu hemen hemen 90 santim, ağırlığı 125 kilo kadardır. Uzun ve dik kara kıllarından meydana gelmiş belirli bir yeleve basının arkadsından ve boynunun üzerinden omuzlarına kadar uzanır. Bu yaban domuzuna bu yüzden bazı dillerde, «taçlı yaban domuzu» da denilir.
Hindistan yaban domuzu da, kuzeyli akrabası gibi ormanlarda yaşar ve yavrularını büyütmek için yapraklardan ve küçük değneklerden bir yuva meydana getirir.


BABİRUSSA veya CELEBES GEYİK DOMUZU


Babirussa babyrussa, gerçek bir domuz sayılmamaktadır. Öyle iken geyik ailesinden değil, gene de domuz ailesindendir.
Bu garip görünüşlü ve sevimsiz hayvan hemen hemen tamamıyla tüysüzdür. Çıplak gri derisi kırış kırıştır. Hayvanın vücudu kama denilen biçimdedir, fakat bu, o biçim. hayvanlardaki gibi baştan arkaya doğru inceleceğine, yüksek kaba etlerinden alçak omuzlarına ve ufak sayılabilecek sivri kafasına doğru incelmeye devam eder.
Babirussa'nın en dikkate değer özelliği 42-43 santim uzunluğunda olabilen garip biçimli kesici dişleridir. Bu dişler babirussa'nın erkeğinde, domuzların çoğunluğunda olduğu gibi dışarıya uzayacak yerde, dikey olarak yükselerek üst dudak derisini delmekte, sonra da gösterişli bîr kavisle arkaya dönmektedir. Uçlarının, hayvanın alınma değdiği dahi görülmüştür. Alt kesici dişler daha kısa ve daha incedir. Bu acayip dişler babirussa'ya yararlı olmadıklarına göre, tabiatın bir oyunu olsa gerektir.
Babirussa, öbür yaban domuzlarının âdetlerini paylaşan bir sürü hayvanıdır. Cengel ormanlarında ve başka ormanlık arazide suya yakın yerlerde yaşar. Usta bir yüzücüdür. Omuz hizasında 60 santim boyunda ve 60 - 65 kilo ağırlığında olabilen bu yaban domuzu, yerli kabileler tarafından kısa zamanda evcilleştirilebilmektedir.

CÜCE DOMUZ ve SAKALLI DOMUZ


Cüce domuz (Sus salvanius), Hindistan'ın kuzeyindeki Nepal, Sıkkım ve Bhutan ülkelerinde, Himalaya'ların ormanlarında yaşar. Bütün domuzların bu en küçüğünün ağırlığı 5 - 8 kilo kadardır. Bir düzine hayvanlık küçük sürüler ormanların yüksek otlarının arasında dolaşır. Borneo ile Sumatra adalarının «sakallı domuz» u ise, siyahımsı renkte garip görünüşlü bir domuzdur. Kısa ve yuvarlağımsı kulakları, oldukça uzun ve kıvırcık beyaz bıyıklan ve burnuyla gözlerinin arasında kıllarla kaplı siğilimsi bir çıkıntısı vardır. Bu sırık gibi domuz özellikle omuz hizasında çok boyludur. Güney Pasifik adalarında başka yaban domuzu türlerine de rastlanmaktadır.

AFRİKA ÇALI DOMUZU veya KIZIL RENKLİ IRMAK DOMUZU


«Afrika çalı domuzu» (Potamochoerus porcus), ihtiyatlı, fakat aynı zamanda hiddetli ve yılmaz bir hayvandır. Geceleri hareket halinde olduğu için, insanlara pek gözükmez. Sık çalılık veya ormanlık bölgelerde yaşar.
Güney Afrika Boer'leri bu hayvana «çalı domuzu» anlamına gelen «Bosehvark» derler. Çalı domuzu postunun rengi kızıl kahverengi ile koyu gri veya siyah arasında oynar. Yüzü uzun ve perçemli kulaklarla çevrilidir. Yüzünde ayrıca, kemik üzerinde yetişmiş iki çift kıkırdağımsı siğil dikkati çeker. İri olan çift, öbür domuzlarmkiler gibi çipil ve çukura kaçmış gözlerinin önünde, ufak olan çift ise bunların arkasındadır.
Afrika çalı domuzu, Büyük Sahra' nın güneyinde yaşar. Omuz hizasında boyu ortalama 60 santim, ağırlığı 100 kilo kadardır. Madagaskar'daki bir akrabası, bu çift tırnaklı toynaklı memeliler grubunun bu adadaki tek üyesidir.




DEV ORMAN DOMUZU


Dev orman domuzu» (Hylochoerus meinertzhageni), 1904 gibi yakın bir geçmişte keşfedilmiştir. Ormanın derinlerinde yaşayan bu gizlilik âşığı ender olarak açığa çıktığından, hayatı ve âdetleri hakkında pek az bilgi edinilmiştir.
Bununla beraber dev orman domuzu'nun omuz hizasında 75 santim boyunda olduğunu ve 130-135 kilo çektiğini biliyoruz. Çok. uzun, kılımsı tüyleri vardır. Burnunun üzerinde fevkalâde genişlemiş bir disk dikkati çeker. Hayvanın yurdu doğuda Kenya dağından, batıda Atlantik kıyısına kadar uzanır ve Kongo nehri vadisini de içine alır.
Diğer domuzlar gibi dev orman domuzu da kalın yapılı ve çirkin bir hayvandır. Hareketlerinin sert ve kaba olması bu sevimsiz hayvanı olduğundan daha da çirkin gösterir.
DÜĞMELİ AFRİKA DOMUZU veya VLAKVARK


«Düğmeli Afrika domuzu» (Phacochoerus aethiopicus), dünya yüzündeki en çirkin yaratık olarak ün salmıştır. Başı, ufak, yuvarlak ve şişman vücuduna, kısa bacaklarına ve ufak ayaklarına kıyasla muazzam gözükür. Yassı bir kepçeye benzer suratının yanlarındaki iki çift siğil ve deri kıvrımlarının araşma gömülmüş bulunan küçük gözleri, kafasını gerçekten iğrenç gösterir.
Önce yana kıvrılan, sonra yukarıya ve burun yukarısına dönen kesici dişler, hayvanın enli burun ucuna yakındır. Bunların uzunluk ortalaması 25 santim ise de, 67 - 68 santim uzunluğunda olanları da görülmüştür. Bu yaban domuzunun vücudunda, yüzündeki tek tük bıyıklar ile uzun, kaba ve koyu renk seyrek kıllardan meydana gelmiş yelesinin dışında pek az tüy vardır, tri bir düğmeli Afrika domuzu, omuz hizasında 75 santim boyunda olabilir ve 100 kilo veya daha fazla çekebilir.
Günün her saatinde hareket halinde olan düğmeli Afrika domuzu Orta ve Kuzey Doğu Afrika'nın otu bol açık ovalarına rağbet eder. Başka domuzlar gibi toprağı kazıyarak içinden kökler ve yumrular çıkarsa da, arada sırada çayırlarda zebra ve antilop sürüleriyle bir arada otlarken görülür.
PEKARİ'LER


PEKAKİ» ler orman hayvanlarıdır ve hayvan sayısı birkaç baş ile üç yüz arasında oynayan sürüler halinde yolculuk ederler. Gerçek domuzlar gibi bunlar da yumrular, kökler, meyvalar ve başka bitkisel besinlerle beslenirler. Fakat aynı zamanda küçük hayvanlarla yılanları da avlarlar.
Pekari, iri dahi olsa, bir çıngıraklı yılanı öldürmek fırsatını kaçırmaz. Yelesindeki ve vücudundaki kılları havaya dikerek saldırıya geçer, sürüngene bir metre kala durur ve onu saldırıya kışkırtır. Yılan bir an için halkalarını açınca, pekari sırtını kamburlaştırır, birden havaya sıçrar ve dört toynağıyla sürüngenin üzerine iner. Bu hareketi defalarla tekrarlayarak yılanı didik didik eder. (Evcil domuzun da bir yılan avcısı olduğunu belirtmeden geçmeyelim.)
Bazen şurada burada insanlara saldıran vahşî pekari sürüleri hakkında yazılar okumaktayız. Bu gibi hikâyelerin gerçekle ilgisi yoktur. Pekari aslında ancak kendini savunmak için dövüşen çekingen ve ürkek bir yaratıktır.

Pekari'lerle Domuzlar


Pekari'ler Amerika kıtasındaki biricik domuzumsu hayvanlarsa da, gerçek domuz değillerdir. Onları Eski Dünya domuzlarından ayıran başlıca farkların arasında şunlar sayılabilir: Ayağın dıştaki küçük toynağının yok olması, üst çeneden dikey olarak aşağıya çıkıntı yapan kesici dişler ve sırtta, kuyruğun 20 santim kadar yukarısında iri bir misk bezi.
Pekari'nin eldiven derisi olarak rağbet gören sağlam postu, kıl kökleri tarafından bırakılan düzgün şekilde serpiştirilmiş üçer delik gruplarından tanınır.
Pekarilerle Eski Dünya domuzlarının davranışları aşağı yukarı aynıysa da, üreme âdetlerinde fark vardır. İn, bir ağaç kovuğu veya sık çalıların arasındaki bir. yuva olabilir. Yavrular doğdukları zaman tavşan büyüklüğündedirler, renkleri sarımsı kahvedir, sırtlarında da uzunlamasına bir siyah çizgi bulunur. Bir batında iki yavru normaldir, arada sırada tek yavrunun da dünyaya geldiği olur. Üçüzler daha enderdir.
Domuzlar «Suidae» ailesini meydana getirirler. Pekari'lerin de kendilerine has «Tayassuidae» adında bir aileleri vardır.
Pekarrler başlıca iki çeşittir, bunlar da irilik, üzerlerindeki işaretler ve yaşadıkları bölgeler itibarıyla az çok farklı daha küçük gruplara bölünürler. Pekarilere Birleşik Amerika'nın güneyi ile Patagonya arasında her yerde rastlanılır.
ALINTIDIR.

Fuat SARPER:



DOMUZLARİN HAYVANLAR DÜNYASINDAKİ YERİ


Domuzların toynakları varda, bu toynaklar atınkiler veya gergedanınkiler gibi değildir. Domuzlar, çift parmaklı ve toynaklı memelilerin meydana getirdiği kalabalık grubun üyesidirler. Daha önce de gördüğümüz gibi, »çift tırnaklı deyimi, parmakların sayısını göstermez. Bu hayvanlarda birinci parmâk hiç yoktur, bazen ikinci ve besinci parmaklar da bulunmaya bilir. İkinci ve beşinci parmaklar var olsalar bile önemli bir vazife görtermezler.
Önemli olan üçüncü ve dördüncü armaklardır. Bu hayvanlara «çift parmaklı» denilmesinin sebebi de udur. Bu parmaklar sağlam toprak üzerinde domuzun vücudunun ağarığını taşırlar. Bu takımın bütün hayvanları, «çift parmaklı» anlamına gelen «Artiodactyla» adıyla tanınırlar. Bu grup da daha küçük bölümlere ayrılır. Bu bölümler sırayla şunlardır:


Domuzumsular (Suiform):

Bunlar geviş getirmezler. Domuzlar, pekariler ve su aygırları bu gruptadır.


Topuk tabanlılar (Tylopoda):

Bunlar geviş getiren ilkel hayvanlardır. Bunların üst çenelerinde hem dışarıya çıkıntı yapan kesici dişler, hem ie köpek dişleri vardır. Develer, tek hörgüçlü develer, lama'lar, alpaka lar, vikunya'lar ve guanako'lar bu gruptandır.


Geviş getirenler (Kuminantia):

Bunlar, üst çenelerinin önünde dişleri olmayan gerçek geviş getirenlerdir. Kafatasının kemikten çıkıntılarının üzerine oturmuş çift boynuzlu veya dallı boynuzları olan bütün hayvanlar, yani bütün geyikler, antiloplar, koyunlar, keçiler, sığırlar ve zürafalar bu gruptandır.
Bu hayvanlara geviş getirenler denilmesi, boynuzlarının olmasından ileri gelmemektedir tabiî. Bu gibilerinin mideleri tek kompartıman olacak yerde, üç, bazen de dört odaya bölünmüştür. Bunların ilkine «rumen» yani işkembe denilir, hayvanların aile adı bu kelimeden alınmadır. Geviş getiren bir hayvanın, öbürlerine kıyasla, bol miktarda yiyeceği birden çabuk çabuk yemek
ve işkembesinde depo etme avantajı vardır. Geviş getiren hayvan, canı istediği zaman bu yiyecekleri tekrar ağzına çıkarır ve kolay sindirilmek üzere yeniden esaslı surette çiğner.
Bir geviş getirenin, midesinden gelen sindirilmemiş besinleri ne şekilde çiğnediğini seyretmek ilgi çekicidir. Bir sığır ya da benzeri hayvan, tereihan gölgelik bir yere çekilir, tatlı bir rehavet içinde geviş getirmeye başlar. Hayvan çiğnerken, alt çenesi bir yandan öbür yana oynar, fakat çenesinin yalnız bir yanındaki dişler besinle temas halindedir. Kısa bir süre sonra sindirilmemiş besin öbür avurda geçer ve orada da bir müddet öğütülür.
Bu ayrıntıları gördükten sonra, domuzlarla ilginç akrabalarını ve hayvanlar dünyasındaki yerlerini daha iyi anlayabiliriz.
ALINTIDIR.

Fuat SARPER:
VURUŞ NOKTALARI
Bu Vurus noktaları Tum Atesli Silahlar için Gecerlidir. Atalarımızın Av silahı ok ne yazıkki yurdumuzda Günümüze kadar gelememiştir. Ok için (Arbalet Kullanmak Yurt Sınırları içinde Yasaklanmıstır.) . Compound olarak adlandırılan çarklı yaylar (Kundaksız kol gucu ile gerilerek ve tutularak kullanılan) ise nerede ise av tufeginin yarı hızına sahip olup Domuzun kafatasını yada her hangi bir kemigini rahatlıkla gecmektedir. Okla avcılıkta esas ani kan kaybı yada direk vital bir organa isabet ettirmektir.En Etkili oldurme noktası Koltuk altı Bolgesi olarak kabul edilir.
.-%100 Ölüm ...Tam kalbinden vurulsa dahi bir kac metre kosabilir. Kafadan vuruldugunda tas gibi duser ve kalır.(Beyin ve Boyun)
. -%100 Olum... Eger sizi hisseder yada gorurse 100 metre kadar kosabilir. Ciger isabeti ise yerde bol hava kabarcıklı acık renk kan izi bulursunuz. Sonuna kadar Takib edin Domuzunuzu sonunda bulursunuz. Eger Belini kırarsanız Oldugu yere yıkılacaktır. Tekrar ates edene yasamaya devam eder ve surunerek uzaklasmaya calısır.
.
-Karın boslugundan vurduysanız sorununuz var demektir. Kursun Buyuk ihtimalle domuzu delip gecer.Bazı durumlarda bagırsakları da dısarı ceker. Domuzun yaglı govdesi cok bu delikleri cabuk kapatır. Bu durumda Koyu renkli kanla karsılasırsınız. ama bu kanı uzun sureli takip etmek mumkun degildir. Domuz karnını sıkarak kan kaybını azaltır ve sanki vurulmamıs gibi kosmaya devam eder.Bu durumda avcı degimiile 3-4 dag oteye gidebilir ve orada olur. Takip etmek icin kaopeklerinizi kullanın. (UYARI Kopeklerinizi yaralı bir domuzun pesinden basıbos bırakmayın. Yaralı Domuz Cok tehlikelidir ozellikle geliskin genc irisi azılılar kopeklrinizi yaralıyabilir veya oldurebilir. Aynı tehlike sizin icinde gecerlidir. 55 kiloluk yaralı bir domuz Bir avcı arkadasımızın sırtına kilosu basına 1 dikiş atılmasına neden olmustur. (55 dikis).

. Eger Domuzun iki on veya arka bacagından vurursanız dusecek ama kendini cekerek kacmaya calısacaktır. Yetisip işini bitirebilirsiniz. Tek bacak kırılması durumunda Hzını kesmeden kacmaya devam edecektir. ve 15 dakika kadar bekleyin Kacan Yaralı domuz bir kac kilometre sonra yatacaktır. Bir sonraki av gununuzde dahi bu hayvanı arayıp bulmanız mumkundur. (Lutfen Yukarıdaki 'UYARI'yı Unutmayın.
. Eger Domuzu Cene yada burnundan vurduysanız (gozunun Alti dahi olsa) Trasladınız kabule edin. Hic vurulmamıs gibi yoluna devam edecek ve kan kaybından biryerlerde olecektir. Kopeklerle takip edin. Ama bu tur yaralanmıs hayvanların tekrar kıstırılıp vurulması cok az basarılabilmektedir.
ALINTIDIR.






Fuat SARPER:
DOMUZ ETİNDEN KAYNAKLANAN HASTALIKLAR

Zehirli maddeler: Domuz eti çok yağlıdır. Yenildiği takdirde, bu yağ kana geçer. Kandaki bu fazla miktardaki yağ atardamarların sertleşmesine, tansiyon yükselmesine ve kalp enfarktüsüne sebep olur. Ayrıca, domuz yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddeler mevcuttur. Vücuda giren bu zehirli maddelerin dışarı atılması için, lenf bezlerinin fazla çalışmaları icab eder. Bu durum bilhassa çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Hasta çocuğun boğaz bölgesi anormal bir şekilde şişer. Bu sebeple, bu hastalığa domuz hastalığı (skrofuloz) adı verilir.

Fazla miktarda kükürt

Domuz etinde bol miktarda bulunan sümüksü bağ dokusu, kükürt yönünden çok zengindir. Vücuda fazla miktarda alınan kükürt: kıkırdak, kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireçlenme ve bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar. Aşırı büyüme Domuzda büyüme hormonu da çok fazladır. Domuz etiyle fazla miktarda alınan büyüme hormonu, vücutta dolu şişliklerine ve iltihaplanmalara yol açar. Burun, çene, el ve ayak kemiklerinin anormal bir şekilde büyümesine ve vücudun yağlanmasına sebep olur, Büyüme hormonunun en tesirli yönü kanserin gelişmesine zemin hazırlanmasıdır.
Deri hastalıkları Domuz etinin ihtiva ettiği hastanın ve imidazol denilen maddeler deride kaşıntı hissi uyandırır. Egzama dermatit, nörodermatit gibi iltihabı deri hastalıklarına zemin hazırlar.

Domuz eti ve trinşin

Domuz eti ile insana geçen tehlikeli hastalıklardan birisi de trişin hastalığıdır. Domuzdan bu hastalığın geçmesi, (trişinli) domuz eti yenerek veya trişinli domuz gübresi kullanarak olabilir. Fakat trişin, domuzlarda ağır bir hastalık yapmaz. Halbuki insanlarda çok tehlikeli ve öldürücü bir hastalık meydana getirir. Yurdumuzda yerli Hristiyanlann dışında hiçbir Müslümanda trişin hastalığı görülmemiştir. Çünkü ülkemizde Hristiyanlar dışında kimse domuz eti yememektedir.
Siroz

Ottowa Üniversitesi araştırmacıları domuz eti tüketimi ile kronik bir bozukluk olan karaciğer sirozu arasında orantılı artış tesbit ettiler. Onaltı ülkenin domuz eti, sığır eti, yağ ve alkol tüketimi istatistiklerine bağlı olarak yapılan bir çalışmada domuz eti yeme ile karaciğer sirozuna yakalanma arasında doğru oranlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmayı yapan Dr. Amin Nanji ve Dr. Sanıuel French domuz eti ile birlikte alkol tüketildiği zaman siroza yakalanma riskinin daha fazla olduğunu da tesbit etmişlerdi. İsviçre, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde sirozdan ölüm, kişibaşına domuz eti tüketimi ile doğrudan alakalıdır. Keza Kanada'da da sirozdan ölüm alkol tüketimi ile değil domuz eti tüketimiy- le alakalıdır. Araştırmacılar domuz eti yemenin, siroza nasıl sebep olduğu ve sirozu nasıl arttırdığının bir sır olarak kaldığını söylemektedirler. Fakat sirozdan ölümün, yenilen domuz eti miktarıyla doğrudan alakalı olduğu hususunda aynı sonuca varmaktadırlar. Domuz kıllarından yağlı boya fırçaları yapılmakta ve fırıncılar pide yaparken bu fırçayla pideyi yağlamaktadırlar. Böyle yapanları uyaralım. Zaten bilmeyerek çikolata v.s. ile Domuz yağı alıyoruz. Maalesef yılda 3 bin ton Domuz yağı bizirn ülkemizde, Türkiye'de tüketilmektedir. Aldığımız çikolata ve yağlı ürünlerde Domuz yağı var mı, yok mu, soralım. Domuz ürünleri kullananlar da kıskançlık hisleri azaldığı için, birileri necip milletimize tuzak kuruyor olabilir.
ALINTIDIR.





Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa